• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Hüseyin Şahin (Site Yazarı)
info@korucuklu.com
ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI
12/11/2012
ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI Baslarken… “Bütün dünya Müslümanları Allah’ın son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i (sav) örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” Mustafa Kemal Atatürk 

Atatürk, Türk milletinin tarihinde mühim bir yer tutan devlet adamlarından biridir. Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda liderlik yapmış ve ardından da ölümüne kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmüştür.

 

Yaptığı inkılâplar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki sancılı dönemlerde yaşanan fikri çalkantılar ister istemez Atatürk hakkında yaşananları değerlendirenin bazıları Atatürk’ün din ile ilişkilerinde bazı problemli fikirler ortaya atmışlardır. Hâlbuki Atatürk’ü yakıdan tanıyan kişilerin verdikleri bilgiler ve Atatürk’ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklara bakıldığında, Atatürk’ün son derece kuvvetli bir Allah (cc) inancına sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Gerek Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgiler, gerekse Atatürk’ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk’ün din karşıtı olmadığı, aksine kuvvetli bir Allah (cc) inancına sahip, Kur’an’ı Kerim’in ışığını kendisine yol edinmiş, samimi bir Müslüman olduğu görülmektedir.

 

Atatürk’ün din ile ilgili uygulamaları incelendiğinde, bunların İslâm dininin özüne uygun oldukları görülür. Hayatını ortaya koyarak sürdürdüğü mücadele ile milyonlarca Müslüman’ı düşmanın zulmünden kurtarmıştır. Camilerin, düşman tarafından kiliselere dönüştürülme çabalarına engel olmuş, düşmana karşı Müslümanların tek yumruk olmasını sağlamıştı. Bütün bunlar, Atatürk’ün dinine ve milletine ne kadar bağlı bir insan olduğunu gösterir.

 

Atatürk’ün milli birlik ve beraberlik anlayışı, aynı amaç ve aynı kültür çevresinde toplanmış insanların birbirlerine kenetlenmesini gerektirir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde de Müslümanların kendi aralarında birlik olmaları söyleniyor, birlik anlayışında yardım, bereket ve kutsiyetin olduğu ifade edilir.

 

“Hiç şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” buyrulmaktadır. Yine başka bir ayette de “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın…”

 

Milli birlik beraberlik anlayışını, Kur’an-ı Kerim’de tarif edilen bu inancından alan Türk Milleti, bu manevi gücün tesiriyle başarılar kazanarak tarihe adını yazdırmıştır. Atatürk, “Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir milletiz” ifadesiyle de birlik olmanın önemini vurgulamıştır.

Şüphesiz ülke olarak problemlerimizin çözümü, hiçbir bölücü ve ayırıcı unsura izin vermeden ortak ülkü, inanç, irade ile seferber olmaz ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamaktadır. Atatürk’ün bu hususta şunları söylemektedir:

 

“Vatanın dâhili ve harici herhangi bir tehlikeden en az fedakârlıkla, en kısa zamanda kurtulması için yegâne çare, herhangi bir seferberlik davetine her vatandaşın derhal, bir an kaybetmeksizin icabet etmesidir.”

 

Atatürk, Türk Milleti’nin bu inanç, ülkü ve davasının temelini İslâm ahlakından aldığını belirterek; fert arası samimiyet, kardeşlik, iman ve işbirliği ile mücadelelerin kazanıldığını her zaman dile getirmiştir.

 

1923 yılında, “Bir memleketin başarısı mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşması ile mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesi ve ortak hareket etmesinden istiyorsak, aynı esasa dayanarak ve aynı şekilde yürüyelim.” Diyerek konunun ehemmiyetine dikkat çekmiştir.

 

Bu nedenle Atatürk laikliği, sadece uygar ve çağdaş bir toplum yaşamının değil, aynı zamanda gerçek bir din anlayışının gereği olarak da görmüş ve benimsemiştir.

 

“Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti, hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz” demiş olan Atatürk’e göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren önemli unsurlardan biri de İmparatorluğun son zamanlarında İslâmiyet’ten uzak düşmüş olmasıydı. “Türkler, Müslüman oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslâmiyet’i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslâmiyet’ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslâm’ın çok yüce, çok kıymetli gerçekleri olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor.”

 

İslâm’dan uzak, hurafeler ve batıl inançlar şeklinde biçimlenmiş bir din inancının milletimizi ileri götürmesi düşünülemezdi. Bu anlayış Osmanlı’yı yıkıma götürüyordu. Atatürk’e göre, bu gidişatı durdurmanın tek yolu vardı: İslâm dininin gerçeklerinin insanımıza doğru olarak anlatılması. Yani açık biçimde içinde hurafeleri, batıl inançları barındırmayan, Atatürk’ün, ‘akla, fenne, ilme uygun…’ dediği, dinin esasını eşlik eden Kur’an’ın halka anlatılması gerekiyordu.

 

Atatürk bu gerçeği bir konuşmasından şöyle dile getiriyordu:

“Türkler, dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur’an, Türkçe olmalıdır.”

“Türk Kur’an’ın arkasında koşuyor; fakat ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu Kitap’ta neler olduğunu Türk anlasın…”

 

Atatürk, Kur’an’a olan inancı, Kur’an’ı ‘Kitab-ı Ekmel’ yani “En Mükemmel Kitap” diye tanımlamasından anlaşılmaktadır. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü’ne hafızları davet etmiş, Kur’an okutmuş, ayetler üzerinde çalışmalar yapmış ve din bilginleri ile meal ve tefsir konularında düşünce alış verişinde bulunmuştu.

 

Atatürk özel konuşmalarında da dindar olmanın gerekliliğini, Peygamberin (sav) hayatını, yaşadığı dönem ile dört halife dönemlerini, İslâm dininin yüceliğini, Allah’ın (cc) kudretini konu eden sözler etmiştir.

 

Atatürk, İslâm dininin en son ve en mükemmel din, Peygamberin de (sav) son peygamber olduğunu söyleyen, milletini dindar olmaya teşvik eden, dinin öğrenilmesini öğütleyen bir önder olmuştur. Din eğitiminin ne kadar önemli olduğunu farkında olan Atatürk, din eğitimin yüksek okullarda da verilmesinin şart olduğunu şu sözleriyle ortaya koymuştur:

 

“Her fert din ve diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası mekteptir. Fakat nasıl ki her hususta yüksek mektep ve ihtisas sahipleri yetişmek lazımsa, dinimiz hakikatini tetkik, tetebbu ilmi ve fenni kudretine sahip olacak güzide ve hakiki ulema yetişecek yüksek müesseselere sahip olmalıyız.”

 

Atatürk, İslâm dininin akıl ve mantığa uygun olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir:

“Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine, İslâm’ın menfaatine uygunsa kimseye sormasın. O şey dindir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı son din olmazdı.”

 

İslâm dini hakkında böylesine güzel düşüncelere sahip olan ve her fırsatta bu düşüncelerin ortaya koyan Atatürk, Allah (cc) korkusu olan, Allah’ın emirlerini elinden geldiğince yerine getiren samimi bir inanandı.

 

Atatürk, Peygamberimiz (sav) hakkında çok bilgisi olan biriydi, onun üstün niteliklerini aşağıdaki gibi sık sık anlatmıştır:

 

“O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O; ölümsüzdür. Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşüyle de yükselen bir insan, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serserileri, bizim tarih çalışmamızı katılamazlar. Hz. Muhammed bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bu gün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülmezdi. O’nun hak peygamber olduğunu şüphe edenler,  şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslüman’la maşher gibi kalabalık ve alabildiğini zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazındığı zafer, fani insanların kârı değildir. O’nun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır.”

 

“Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (sav)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslâmiyet’in hükümleri olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”

 

Atatürk’ün Hz. Muhammed’e (sav) büyük bir sevgi ve saygıyla bağlı bir önderdi. Onun peygamberlere olan sevgisinin işaretlerini ise şu sözlerinde görmek mümkündür:

 

“Büyük bir İnkılâp yapan Hz. Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edilebilir.”

Atatürk’ün dindar kişiliği ölümünden sonra da hakkında yazılan birçok eserde anlatılmıştır. Bu konuda, konferanslar yapılmış, uzmanlar yorum ve değerlendirmeler ile konuya açıklık kazandırmıştır.

 

Elbette Atatürk, tarihin kaydettiği büyük komutan ve devlet adamlarından biriydi. Bunu gerçeği bütün dünya kabul etmiştir. Atatürk’ün bu özellikleri bile tek başına onu tanımak için yeterlidir. Atatürk’ün bu üstün özelikleri dışında onun hayatı ve davranışlarında etkili olan ve sosyal yönüyle karakterini oluşturan İslâm ahlakından aldığı değerler olmuştur.

 

Atatürk, alçak gönüllülüğü ve hoş görüsü ile dikkat çekmekte, barışçı ve uzlaşmacı kişiliği ile ön plana çıkmaktadır. Duygusal değildir, akılcılık yolundan gider ahlak anlayışı yüksektir, dinine karşı çok hassastır. Kararlı kişiliği, giyimine verdiği önem, temizliğe düşkünlüğü, sanat ve estetiğine önem vermesinin önemi onun kişiliğinin İslâm ahlakından etkilenmiş olduğunun göstergesidir.

Sadece TBMM açılışı için hazırlattığı bildiri ya da Balıkesir’de verdiği hutbe bile, tek başına Atatürk’ün dindar kişiliğini gözler önüne sermek için yeterlidir. Atatürk’ün Günlüğünden… 

* 9 Mart 1922, Perşembe – Sivrihisar. Saat 8’e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı. Siyasi durum hakkında bilgi verdim. 10’dan sonra hafıza Kur’an okuttuk.

* 10 Mart 1922, Cuma – Aziziye. Saat 5 (akşam) Aziziye, yorgunluk hissettim… Bir saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli istirahat etmiştim. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin Paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti, gördüm. Hafıza Kur’an okuttum. Saat 10’da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız üç tümenin teftişidir.

* 17 Mart 1922 Cuma – Akşehir. Tayyare bölüğünü teftiş. Fazıl Bey ve diğer bir pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana’ya gelmişti… İki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek güç oldu.  Biri uçabildi. Karargâha dönüş. Saat 8’e kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdül Halik Bey geldi. Hafıza Kur’an okuttuk. İsmet Paşa da geldi. Yemekten sonra gittiler.

* 24 Mart 1922 Cuma – Akşehir. Mütareke teklifini Celal Bey bildirdi. Cuma namazında hafız Ulu Cami’de mevlit okudu…

KAYNAK: ATATÜRK'ÜN DİN ANLAYIŞI KİTABI



3149 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KORUCUK KÖYÜ'NÜN TARİHÇESİ - 23/05/2013
KORUCUK KÖYÜ'NÜN TARİHÇESİ YENİDEN YAZILIDI..
ALEVİLİK NEDİR? - 08/02/2012
100 Soruda Alevilik
Bir Anadolu Ereni (Hasan Basri/Hasan Dede) - 05/02/2011
(MALATYA’DA HASAN BASRİ ADI VE TÜRBESİ ÇEVRESİNDE OLUŞAN KÜLTÜREL DEĞERLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA) Bu makale isimdaşım olan Hüseyin ŞAHİN (Antropolog M.A) tarafından Uluslararası bir Sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur.
Malatyamıza Has Beddualar - 25/11/2010
MALATYA DİLİNDE KULLANILAN BEDDUALAR
Atatürk'ün Hayatı - 29/09/2010
Atatürk'ün Kısaca Hayatı
İNTERNET - 24/08/2010
İnternet ve Hayatımız
ZİYARETÇİ BİLGİSİ
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret522950
SAAT
HAVA DURUMU
Anlık
Yarın
29° 36° 20°
DÖVİZ-ALTIN
AlışSatış
Dolar5.75905.7821
Euro6.54306.5692
ALTIN FİYATLARI

KORUCUKLU MAİL
ZİYARETÇİLERİMİZ